Aşağıda, Mine G. Kırıkkanat'ın bir yazısını görebilirsiniz.
Haiti'de yaşanan deprem ve Türkiye ile benzer durumun yaşanması açısından benzerlikleri gösteren, dokuz yıl önce yazılmış "Bir Gün Gece" adlı romanından esinlenerek çeşitli gazeteciler de konuyu köşelerine ve programlara taşıdılar.
O yazı da bana aşağıda kendi görüşlerimi açıklamama neden oldu.
Benzerlikler şurda ortaya çıkıyor. Batı ya da doğu artık farketmiyor (Amerika,Çin,Japonya,Rusya,Brezilya,Hindistan,AB....), herkesin amacı en büyük olmak. Amerika ve Avrupa devletleri yüzyıl öncesinden başlayarak,üretim fazlası mallarını,sliah sanayi ürünlerini,tarım ve endüstri ürünlerini satabilecek ve bu sayede çok daha büyümelerini sağlayacak, yeni köle,yarı sömürge şeklinde çeşitli adlandırmalar altında devletler aradılar hep. bunun için çeşitli savaşlar (Çin-Amerika, Kore Savaşı, 1. ve 2. Dünya Savaşları, çeşitli ülkelerin çeşitli bahaneler ile işgali vb) yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor ve gelecekte de edecek.
bu tip işgaller önceden savaş yolu ile yapılırken, artık Savaşların yerini, içeriden çökertmeler ve ele geçirmeler şeklinde devam ediyor. bunun için de stratejiler değişti. Adına artık Sivil Toplum Örgütleri (NGO) denilen ve mali kaynaklarını gerek Amerika gerek Avrupa Topluluğu ülkelerinin hükümetleri ya da çeşitli Ajan kuruluşlarından alan örgütler ortaya çıktı. bunları kısaca içimizdeki "satılıklar" veya "hainler" şeklinde nitelemek de yanlış olmayacaktır. birazcık araştırınca, gerek ülkemizde gerek tüm dünyada faaliyet gösteren bu sivil toplum örgütlerinin altında, CIA, Amerikan Kongresi, Pentagon, Emekli ajanlar, Eski Bakanlar, Başkanlar veya Başbakanlar çıkıyor.bunlar da yardımlarını gerek ilk elden ve gizli kapaklı şekilde, ya da oryata çıkmasın diye 2. veya 3.elden çeşitli yollar ve proje destekleri altında, yerli STK'lara yolluyorlar. benzer çalışmalar; Ukrayna'da, Yugoslavya'nın bölünmesi sürecinde,Bosna'da, Gürcistan'da,Kazakistan'da,İran'da vb ülkelerde denendi ve denenmeye devam ediyor. Ana amaç; ulus devletleri yıkmak ve kendilerine bağlı, güya Batı eğitim sistemi içerisinde yetiştirilmiş,çeşitli şekillerde eğitilmiş insanlar kanalı ile sergileniyor. bunun için de BU Büyük devletler kesenin ağzını açmaktan çekinmiyorlar. harcadıkları milyonlarca dolar değirindeki kaynağın, "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" misali,onlar için çok önemi yok. Çünkü; bu sayede işgal edilecek, ya da yarı sömürge haline getirilecek ülkelerin; eğitim, kültür,dil,din ve ekonomik yapısı yerle bir ediliyor.
Aşağıda Mine Hanım'ın yazısını okuyunca,benzer şeylerin bizim ülkemizde de çeşitli yollar ile uygulandığını aramızda hatırlamayan yoktur. 80'li yıllardan başlayarak çok daha yoğun olmak üzere, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarımız ile çeşitli özel sektör kuruluşlarımız birer birer elimizden çıkartılmıştır. kimisi zarar ediyor, kimisi ger kalmış ve verimli değil,kimisiz batmış şeklinde yanlış ifadeler ve kandırmacalar ile elimizden alındı ve çoğunu kapısına kilit vurularak,arazileri 3 kuruş paraya bunları alanların eline geçti. örnekler mi; Et Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Petrol Ofisi, Türk Telekom, Enerji sektörü.... liste bu şekilde uzayıp gidiyor ve bunlara şimdiler de, Enerji santralları, Milli Piyango vb kuruluşlar katılacak.
Bu kuruluşlar satıldı da noldu diyebilirsiniz. Noldu? öncelikli olarak Türkiye'de özellikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da hayvancılık bitirildi. bunda bir etken Terör olarak da gösterilmiştir ve terör benzer etkiler yapmaya maalesef devam ediyor. Peki yöre halkı hayvancılık yapamaz hale getirilip fakir ve aç bırakılırken, devlet bunun yerine bi şye koyabilmiş,ikame edebilmiş midir? kocaman bir hayır. ve şimdilerde Türkiye, büyük oranda et ve canlı hayvan ithal eden bir ülke haline getirilmiştir. üretim bitirilmiştir.
yine 90'lı yıllardan başlayarak bu sefer Tarım'a el atılmış ve gerek IMF gerek büyük devletlerin baskısı ve içimzideki hainlerin de desteği ile tarım politikaları hallaç pamuğu gibi atılmış, çiftçi de aç-bilaç bırakılmıştır. nasıl ki Haiti'de ve benzer şekilde diğer küçük,gelişmekte olan,3. dünya ülkelerinde benzer politikalar uygulanmış ise ülkemizde de benzer senaryolar yazılmış ve sahneye konulmuştur. bu amaçla, hepimizin de hatırlaycağı üzere; çiftçiye "ekme, onun yerine dönüm başına şu kadar para al" denerek çiftçi toprağından uzaklaştırılmış,kahvehane köşelerinde pinekler hale getirilmiştir. bunun tabiki çok çeşitli sosyal boyutları ortaya çıkmış, çitçi tarlasını da büyük sermaye gruplarına ya da ağalara satarak kente,şehirlere göç etmeye başlamıştır. maalesef ki ülkemiz, küçük İsrail devleti kadar bile olamamamış, İsrail den tarım ürünleri ve özellikle tohum ithal eder hale getirilmiştir (bu tohum da ne acı ki sadece bir sefer kullanılır ve bir daha ki sene tekrar o ülkeden tohum alırsınız)
daha sonraları, tütün ekimi yasaklanmış,şeker pancarı üretimine kotalar konuş, geçtiğimiz yıl fındık üretim alanlarının sökülmesi gündeme getirilmiştir. bir ülkenin insanı, ülkesine ve vatandaşına ancak bu kadar ihanet eder,ancak bu kadar alçaklaşır. türün ekimi,diyelim ki üreitim fazlası var. devlet olarak onun yerine çiftçiye bari şunu üret mi denmiş hayır. 2000 yılı başlarında ülkede 700.000 civarında aile, tütün ekerken bu sayı 2009 yılında 200.000 ailenin altına inmiştir. benzer şekilde, şekerpancarı üreten aile sayısı 600.000 lerde iken o da elbirliği ile 200.000 lerin altına indirilmiştir. peki bunlar olurken meşhur azr-talep, ya da etki-tepki prensipleri gereği ne olmuştur. Türkiye'nin yıllar boyu öğündüğü, "dünya da ürettiği tarım ürnleri kendi kendine yeten 7 ülkeden biri" olma sembolünden, şeker,buğday,pirinç,tütün,et ve et ürünleri, peynir,sebze,meyve vb ithal eden ve ithal ettirilen Ülke konumuna gelmiştir.
bu oyunlar ne acıdır ki benzer şekilde fakir Afrika,Amerika,Asya ülkelerinde de sahnelenmiştir. örnek vermek gerekirse, çeşitli Afrika ülkelerinde,ülkeye özgü,keçi ırkları vardır. bunun için o ülkeye öncelikli olarak, çeçitli yeni hayvan ırkları,çeşitli hastalıklar, çeşitli aşılar yollanır. ve mebcut hayvan ırkı öncelikli olarak bozularak, Amerika ya da Avrupa topluluğu ülkelerinin sermayesine, tarım sanayiine,ilaç endüstrisine yol açılır. daha sonra, ülke bu ilaçlara,aşılara bağımlı hale getirilir. ülke yavaş yavaş açlığa sürüklenir. ve artık igale de,sömürülmeye de hazır hale getirilir. bunun için sadece biraz geçmişe bakmaya,bunun için biraz okumaya ve araştırmaya ihtiyaç vardır.
o zaman görürsünüz ki; oyun benzer şekilde de güzel Ülkemizde de sahnelenmektedir.aşama aşama ilerler. öyle 1. dünya savaşında olduğu gibi gelip ülkemizi işgal etmezler. artık onun yerini yukarıda çok azını sıraladığım, Hainler,satılmışlar,kiralık ve dönek yazarlar,korkaklar,Batı ve Emperyalist güç yanlıları,yeni mandacılar,2. Cumhuriyetçiler,azınlıklar,çoğunluklar,tarikatlar vb alır. devlet bilerek zayıflatılır. devlet sanki artık çalışmıyor,sosyal ve hukuk devleti özelliği kaybetmiş,kurumlar birbirleri ile savaşıyormuş,ordu darbeci imiş, çeşitli bilim adamları,aydın ve gazeteciler bu ülkenin düşmanı imiş gibi gösterilerek, büyük medya gücü ile halk kandırılır. bunun için UYANIK HEP UYANIK olmaya ve çevremizdekileri uyandırmaya ihtiyaç vardır. yılmadan, bildiklerimizi paylaşmaya,insanlara anlatmaya,uyandırmaya,paylaşmaya ve ne olursa olmadan yılmadan,korkmadan çok çalışmaya,çok okumaya ihtiyaç vardır.
kökenimizi,kültürümüzü,dilimizi,paylaştığımızı,ne zor şartlar altında bu coğrafyaya gelip yerleştiğimizi, Türk'ün uyanış destanı olan Ergenekon'u (şimdi bilinçli olarak terör ile özdeş gösteriliyor), yaptığımız savaşları,kurduğumuz devletleri,yaşayan Türk devletlerini ve topluluklarını,bize en zor zamanımızda yardım eden çeşitli devletleri (Afganistan,Rusya,İran vb), çalışkanlığımız,zor şartlar altında uyanışımızı,nasıl tek yürek tek vücut olduğumuzu,nasıl kanımızın canımızın son damlasına kadar mücadele ve savaş verdiğimizi, nasıl yokluktan var olduğumuzu.... ne olur unutmayalım,unutturmayalım.
Ahmet Binici